İyi bir fikir her zaman heyecan yaratır. Bazen bir kahve dükkanında, bazen bir kampüs koridorunda, bazen bir Zoom ekranında parlar. Birkaç kişi bir araya gelir, bir isim bulunur, bir logo çizilir, yol haritası çıkarılır. Ve sonra o fikir, tıpkı bir tohum gibi, hayat bulmak ister.
Ama tohumun ne kadar iyi olduğundan önce, sorulması gereken başka bir şey var:
Toprak ne durumda?
Mehmet Altuğ Türkdalı
Bugün Türkiye’de girişimcilik tohumları eksik değil. Hatta son dönemde bu alanda ciddi bir kültürel dönüşüm yaşadığımızı söylemek mümkün. Gençler artık sadece iş aramıyor, iş kurma fikrini daha içselleştirmiş durumda. Üniversitelerde girişimcilik merkezleri, hızlandırıcı programlar, yarışmalar derken canlı bir sahne oluştu. Ama bu sahne ne kadar kalıcı? İşte burada biraz durup düşünmemiz gerekiyor. Fikir kurmak başka, sistem kurmak başka bir şey. Biri cesaret ister, diğeri sabır. Biri hayal, diğeri inşa işidir.
Bundan birkaç gün önce İngiltere, önümüzdeki on yılını şekillendirecek Invest 2035 stratejisini açıkladı. Sekiz sektöre odaklanmışlar: yapay zekâ, temiz enerji, savunma, yaratıcı endüstriler ve daha niceleri. Ama dikkat çeken şu: sadece sektör değil, altyapı konuşuyorlar. Elektrik fiyatından iş gücüne, Ar-Ge fonundan bölgesel kümelenmeye kadar her şeyi entegre biçimde planlıyorlar.


Mesela enerji… İngiltere’de şebeke maliyetleri yüksek olan sektörlerde %90’a varan indirim planlanıyor. Yani daha işe başlamadan oluşan maliyet bariyeri kaldırılıyor. Bu bizde henüz düşünce düzeyinde bile değil. Hele ki genç girişimcilerin çoğu enerjiden ziyade enerjisizlikle mücadele ederken. Bir diğer önemli fark, bölgesel stratejiler. İngiltere, farklı şehirleri farklı alanlarda uzmanlaştırıyor: Manchester ileri imalat, Glasgow yaratıcı endüstriler, Belfast dijital sağlık merkezi olacak şekilde destekleniyor. Bizde hâlâ “her şehir her işi yapar” yaklaşımı daha baskın. Oysa her bölgenin kendi hikâyesini yazmasına fırsat tanımak, sadece yerel kalkınmayı değil, ulusal sürdürülebilirliği de artıracaktır. Ve belki de en kıymetli fark: bağımsız bir Sanayi Strateji Kurulu kurulmuş olması. Bu kurul, yapılanların etkisini her yıl ölçmekle görevli. Strateji sadece açıklanmıyor; izleniyor, değerlendiriliyor, gerekirse güncelleniyor. Bizdeyse çoğu plan, kamuoyuna duyurulduğu gün en yüksek görünürlüğünü yaşıyor. Ardından sessizliğe gömülüyor.
Gördüğümüz üzere İngiltere sadece “fikri desteklemenin” yetmediğini; o fikrin kök salacağı, büyüyeceği, hatta yıkılsa bile yeniden başlayabileceği bir zeminin gerekliliğinin farkında.
Peki bizde bu zemin ne durumda?
Hâlâ enerjisi yüksek ama sistemi eksik bir ekosistemimiz var. Hâlâ bireysel başarılarımız kolektif bir yapıya evrilemiyor. Ve hâlâ birçok iyi fikir, ölçeklenemediği için sessizce sahneden iniyor. Bu, yalnızca girişimcinin sorunu değil; bir ülkenin stratejik planlama refleksidir aslında. Genç arkadaşlar ve öğrencilerimle konuşurken hep şunu soruyorum: “Bu işi/fikri neden kuruyorsun, neye çözüm oluyorsun?” artık belki de sormam/ız gereken soru şu: “Bu fikrin büyümesi için sen nasıl bir sistemin parçası olacaksın?”

Unicorn olmak güzel. Ama tek boynuzlu atlar da sürüyle koşmadığı sürece yalnız kalır. Bizim artık yalnız başarı hikâyelerine değil, birlikte büyüme hikâyelerine ihtiyacımız var. Türkiye’nin meselesi asla parlak fikirler değil. Ülkemizin meselesi, o fikirlerin 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl sonra da yaşayabilmesi, gelişebilmesi ve ölçeklenebilmesi. Kurucu ekiplerin büyüyüp yöneticiye, mentöre, yatırımcıya dönüşebilmesi. Bugünün girişimcisinin yarının stratejisti olabilmesi.
Bugün yeni bir fikir kurmak isteyenler için söyleyeceğim şey şu: Cesur olun, yaratıcı olun. Ama en çok da yapıcı olun. Çünkü gelecek, yalnızca hayal kuranların değil, o hayal için zemin hazırlayanların olacak.
29.06.2025
Mehmet Altuğ TÜRKDALI
Ekonomik Çözüm Gazetesi
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere keyifli haftalar.