Unvanlardan, kartvizitlerden, geçici güç alanlarından bağımsız bir yerde görüyorum liderliği. Belirsizlik anlarında yön gösterebilen, kriz anlarında soğukkanlı kalabilen ve insanın hem potansiyelini hem de kırılganlığını aynı anda okuyabilme becerisine sahip olanlara lider diyebiliyorum. Yönetmek görece öğrenilebilir; liderlik ise ancak yaşanarak, sahada sınanarak ve bedel ödenerek inşa edilir.
Yönetmek görece öğrenilebilir; liderlik ise ancak yaşanarak, sahada sınanarak ve bedel ödenerek inşa edilir.
Mehmet Altuğ Türkdalı
İş dünyasında ve girişimcilikte edindiğim deneyimler bana şunu net biçimde gösterdi: Bugünün dünyasında liderlik, yalnızca sonuç üretmek değil; anlam üretmektir. İnsanlar artık sadece ne yaptığınızı değil, neden yaptığınızı da bilmek istiyor. Kurumlar da yalnızca kâr eden yapılar değil, psikolojik güvenlik sunan, krizleri yöneten ve insanı merkeze alan organizmalar olmak zorunda.
Global ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, politik kırılmalar ve toplumsal dönüşümler, liderliğin doğasını kökten değiştirdi. Hiçbir plan kusursuz işlemiyor, hiçbir strateji tek başına yeterli değil. Bu noktada liderden beklenen şey; belirsizliği inkâr etmek değil, belirsizlik içinde ilerleyebilecek zihinsel ve duygusal dayanıklılığı gösterebilmesidir. Benim liderlik anlayışım tam olarak burada başlar. Ekibi ve paydaşları ile farklı seviyelerde hizalanabilen, içinde bulunduğu ortamın ve kişilerin duygularını anlayıp olumlu anlamda yönetebilendir lider.
İnsan ve psikoloji boyutunu görmezden gelen hiçbir liderlik modeli sürdürülebilir değildir. Kurumların başarısı, insanlarının ruh hâlinden, motivasyonundan ve kendini güvende hissetmesinden bağımsız düşünülemez. Sahada çalışırken, ister bir girişim ekibiyle ister büyük ölçekli bir kurumla olsun, en çok odaklandığım alan budur: İnsan davranışını anlamak. Çünkü kriz anlarında kararları belirleyen şey çoğu zaman rakamlar değil, korkular, beklentiler ve bilinçaltı reflekslerdir.
Masa başında kusursuz görünen birçok yaklaşım, gerçek hayatın temposunda anlamını yitirir. Bu nedenle liderliği, dokunulmayan, temas edilmeyen bir kavram olarak değil; birebir yaşanan, gözlemlenen ve sürekli yeniden şekillenen bir süreç olarak ele alırım. Bir lider, ekibinin önünde yürümek zorunda değildir; bazen yanında, bazen arkasında ama mutlaka yolun içinde olmalıdır. Elini kirleten bir ekip, temiz elli bir lideri ne kadar takip edebilir?


Danışmanlık çalışmalarımda ve yazılarımda temel amacım, hazır reçeteler sunmak değil; düşünceyi provoke etmektir. Gerçek dönüşüm, doğru sorular sorulmadan gerçekleşmez. Kurumların ve liderlerin kendilerine şu soruları sormasını isterim: “Biz gerçekten neyin peşindeyiz?”, “Kriz anında reflekslerimiz mi bizi yönetiyor, yoksa biz mi süreci?”, “İnsanlar bizi neden takip ediyor veya etmeli?”
Uzun vadede liderlik, takipçi değil; inanan insanlar yaratabilme meselesidir. Bu ister iş dünyasında olsun, ister daha geniş toplumsal alanlarda… İnsanlar, kendilerine güven veren, zihinsel olarak besleyen ve yol gösteren liderlerin etrafında toplanır. Bazen bir ortamda ne söylediğimizi ne giyindiğimizi unutabiliriz ama asla nasıl hissettiğimizi unutmayız. Benim durduğum yer tam olarak burasıdır: Gücü değil, pozitif etkiyi büyüten; korkuyu değil, farkındalığı ve katılımcılığı çoğaltan, peşinden gelenleri geliştiren bir liderlik anlayışı.
Bu sayfada gördüğünüz her şey, bu bakış açısının sahadaki karşılığıdır. Liderliği konuşmak değil, yaşamak isteyenlerle aynı masada olmaktan memnuniyet duyarım.
